Körfez Sermayesinin Yeni Rotası: Türkiye Güvenli Liman Olabilir mi?

Orta Doğu’daki çatışmaların Hürmüz Boğazı’nı tehdit etmesi ve Körfez sermayesinin güvenli liman arayışını hızlandırması, Türkiye için önemli bir fırsat doğurdu. Uzmanlar, Türkiye'nin bu büyük sermaye akışından pay alabilmesi için kritik bir dönemde olduğuna dikkat çekiyor.

Körfez Sermayesinin Yeni Rotası: Türkiye Güvenli Liman Olabilir mi?

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla tırmanan ve misillemelerle genişleyen Orta Doğu’daki çatışma ortamı, yalnızca güvenlik dengesini değil, ekonomik yapıyı da ciddi şekilde sarsıyor. Turizmden enerji sektörüne birçok alanda etkisini hissettiren savaşın birinci ayı geride kalırken, sadece turizmde 12 milyar doları aşan bir kayıp oluştuğu tahmin ediliyor. Ayrıca Hürmüz Boğazı’nın kapanma riski, petrol ve doğal gaz gelirlerinde günlük 2 milyar doların üzerinde zarara yol açıyor.


Dünya gazetesinden Hamide Hangül’ün aktardığına göre, bölgede havalimanları ve petrol tesisleri gibi kritik altyapıların hedef alınması, yerel borsalarda sert dalgalanmalara neden olurken, yatırımcıları da daha güvenli limanlara yönlendirdi. Uzmanlar, Körfez’deki trilyon dolarlık özel fonların alternatif merkezlere kaymaya başladığını; Singapur, Londra ve Malezya’nın bu süreçte öne çıktığını belirtiyor. Türkiye’nin ise mevcut durumda “güvenli liman” olma özelliğini koruması halinde, bu sermaye akışından pay alabileceği ifade ediliyor.


"Türkiye pozitif ayrışabilir"


Katar merkezli yatırım şirketi Al-Daar’ın temsilcisi Halit Sönmez, Körfez’de yönetilen 1,5 trilyon dolarlık fonun yaklaşık 300-350 milyar dolarlık kısmının yeni yatırım alanları aradığını söyledi. Sönmez, “Sermaye, güven duyduğu alternatif pazarlara yönelir. Körfez’de bekleyen ya da ertelenen yatırımlar var. Türkiye, coğrafi yakınlığı, inşaat sektöründeki güçlü ilişkileri ve mevcut varlıklarıyla bu süreçten olumlu etkilenebilir” dedi. Ancak bu sermaye akışında Türkiye’nin jeopolitik tutumunun belirleyici olacağını vurgulayan Sönmez, güven ortamının sağlanması halinde Türkiye’ye daha fazla yatırım gelebileceğini, aksi halde sermayenin Avrupa’ya kayacağını ifade etti.


"Körfez’den sermaye çıkışı artacak"


Sektör temsilcilerinden Akın Arslan da, yatırımcıların artan risk nedeniyle Körfez’den çıkışını hızlandıracağını belirtti. Arslan, Dubai gibi merkezlerdeki belirsizliğin yatırımcı davranışlarını değiştirdiğine dikkat çekerek, “Eskiden insanlar Dubai’nin geleceğine yatırım yapıyordu, şimdi ise ciddi tereddütler var. Bu da iştahı azaltıyor” ifadelerini kullandı. Arslan, bu süreçte Singapur ve Londra gibi finans merkezlerinin öne çıkacağını öngörüyor.


Türkiye’nin bu ortamda avantajlı bir konuma sahip olduğunu savunan Arslan, “Türkiye’nin jeopolitik önemi daha da arttı. Alternatif ulaşım ve ticaret hatları açısından ülke güç kazanıyor. Doğru stratejilerle Türkiye, Dubai’nin yerini alacak yeni bir merkez haline gelebilir” değerlendirmesini yaptı.


"Körfez sermayesi Batı’ya kayabilir"


Dubai’de gayrimenkul sektöründe faaliyet gösteren Burak Ustaoğlu ise, çatışmaların uzaması halinde Körfez sermayesinin Avrupa ve ABD’ye yönelebileceğini, şu aşamada ise yatırımcıların bekle-gör politikası izlediğini söyledi. Ustaoğlu, Türkiye’nin yatırımda ikinci sırada yer aldığını, özellikle inşaat sektöründeki derinlik ve potansiyelin dikkat çekici olduğunu belirtti. Savaşın sürmesi halinde yatırım yönünün daha net şekilde Türkiye’ye kayabileceğini sözlerine ekledi.


"Hürmüz’de günlük bekleme maliyeti 1 milyon dolar"


Enerji taşımacılığında da ciddi risklerin ortaya çıktığını belirten Akın Arslan, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilerin günlük bekleme maliyetinin 1 milyon doları bulduğunu, bu hat üzerinden taşınan her tankerin 1 ila 3 milyon varil petrol taşıdığını söyledi. Arslan, “Bu gemilerin yükü 150 milyon dolar değerinde. Hürmüz’ün kapanması halinde günlük kayıp 1,5 milyar doları bulur” dedi. Ayrıca, petrol fiyatlarındaki hızlı artışın dünya ekonomisinde zincirleme olumsuzluklar yaratabileceğine dikkat çekti.