Cezaevindeki Esra Işık’tan dikkat çeken mektup: “Milas, bir şirketten fazlasıdır”
Akbelen Ormanı’ndaki acele kamulaştırmayı protesto ettiği için tutuklanan Esra Işık, cezaevinden gönderdiği mektupta mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini vurguladı. Işık, onurları ve hakları için direnişi sürdüreceklerini belirtti.
Muğla’nın Milas ilçesinde Akbelen Ormanı çevresindeki tarım arazilerinin hızlıca kamulaştırılmasına karşı düzenlenen protesto sonrasında gözaltına alınıp tutuklanan İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık’ın kızı Esra Işık için cezaevi önünde Muğla Barosu’nun çağrısıyla bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklamada İzmir Barosu, çeşitli sendikalar, sivil toplum kuruluşları, siyasi parti temsilcileri ve köylüler de yer aldı.
Muğla Barosu Başkanı Levent Akgün, Akbelen’de yaşayanların uzun süredir mücadele ettiğini vurgulayarak şunları ifade etti:
"Yakın zamanda yapılan bir yasal değişiklikle, Milas ve Yatağan’daki birçok köyü kapsayacak şekilde ormanlar, zeytinlikler ve tarım alanları tehlike altına girdi. Bu mücadelede önemli bir isim haline gelen Esra Işık’ın tutuklanması hepimizi derinden üzdü. Birlikte kendisini cezaevinde ziyaret ettik, sizlerin selam ve sevgilerini ilettik. O da sizlere sevgilerini ve selamlarını iletmemizi istedi."
Akgün, Esra Işık’ın tutuklanmasının suç isnadıyla kıyaslandığında ölçüsüz olduğunu belirterek, "Artık tutuklamalar bir cezalandırma yöntemine dönüşüyor ve mağduriyetlere yol açıyor" dedi.
"Gezi kadar kıymetli"
İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz ise açıklamasında şunları söyledi:
“Bölgedeki köylerin neredeyse tamamının havası, suyu ve toprağı zarar gördü, bu tahribat sürüyor. Bu yağma düzeni bölgeyi adeta kuşattı. Akbelen’deki sivil direnişin, Gezi Parkı protestoları kadar önemli ve değerli olduğunu düşünüyorum. Ülkenin hangi köyünde, ilçesinde olursa olsun, son günlerde Akbelen’de yaşanan haksızlıklar ve Esra Işık’ın tutuklanması, tekrar kamuoyunun gündemine taşındı.”
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Yönetim Kurulu Üyesi Kemal Aytaç ise, “Akbelen’de anayasal haklarını kullanan yurttaşlardan Esra Işık’ın tutuklanması, orantılılık ve gereklilik ilkeleriyle bağdaşmıyor. Koruma tedbirlerinin istisnai olması gerekir. Bu tür uygulamaların cezalandırma aracına dönüşmemesi şart. Türkiye Barolar Birliği olarak, yargı süreci tamamlanmadan yapılan bu işlemlerin son bulmasını, hukuki denetimin etkili şekilde sağlanmasını ve Esra Işık’a uygulanan tutuklama kararının yeniden değerlendirilmesini talep ediyoruz. Ayrıca, bir şirketin çıkarlarının, köylerin, zeytinliklerin, tarlaların ve ormanların önüne geçmemesi gerektiğini savunuyoruz,” dedi.
"Toprağımı ve onurumuzu savundum"
Basın açıklaması sırasında İzmir Barosu’ndan avukat Canan Arıcı, Esra Işık’ın cezaevinden gönderdiği mektubu okudu. Işık mektubunda şu ifadelere yer verdi:
“Toprağımı savundum, onurumuzu korudum. Zehra ninemizin, Hatice teyzemizin ve nice büyüğümüzün izinden gidiyorum. Başım dik, alnım açık. Köylülerime mücadelemizin bayrağını devrettim. Özgürlüğüme kavuştuğumda bu bayrağı tekrar alıp önde yürüyeceğim. Bu toprakların evladıyım, bir köylü kızıyım ve mücadelemle gurur duyuyorum. Buradan bir kez daha söz veriyorum: Ne mücadelemizi, ne onurumuzu, ne de haysiyetimizi satmayacağız. Milas, bir şirketten daha büyük. Asla vazgeçmeyeceğiz.”
“Öfkemiz şirkete yönelikti”
Söz alan İkizköy Muhtarı ve Esra Işık’ın annesi Nejla Işık ise kızıyla görüştüğünü ve moralinin yerinde olduğunu aktararak, “O kadar iyi ki, hala dışarıyı düşünüyor. Akbelen’i aklından çıkarmıyor, ‘Bayrağı size devrettim, çıktığımda tekrar alacağım, mücadeleye devam edeceğim’ diyor. Esra tüm köylüleri birleştirdi, bunu açıkça görebiliyorum," dedi.
Nejla Işık, kamulaştırmaya karşı başlatılan hukuki süreçlerin sürdüğünü belirterek, şirketin köylüleri birebir görüşmelerle ikna etmeye çalıştığını söyledi. “Karşımızda muhatap bulamıyoruz. ‘Keşif mi yapılıyor, hakim mi var?’ diye soruyoruz ama kimse yok. Oradaki araçlar da şirkete ait. Hepimiz aynı şeyi düşündük ve öfkemiz şirketeydi. Özel şirketlerle anlaşıp bizi topraklarımızdan uzaklaştırmak istiyorlar. Kadınlar olarak en önde biz vardık; ya kızım ya ben olacaktım, onlar kızımı seçti. ‘Seni vermeyeceğiz anne’ deyip kendini öne attı. Bu yüzden asıl tepkimiz yargıya değil, şirketin araçlarına ve bu uygulamalara karşıydı,” diye konuştu.